kendime not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendime not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2013

Bir gece ansızın gelebilirim


yürekten çağırmasan da gelebilirim .. 
sonra düşündüm de, ne diye geleyim.
nereye gideyim ..
ne gidecek bir evim ne de yatacak yerim var.
.. neyse .....
 

son zamanlarda her şeyi içimden yazar,
 rüyamda şarkı görür oldum.
 ve diyorum sana, size kendime,
belli mi olur, bakarsın ölümüm de bugün.
 çünkü ben ! hep kırmızı kabloyu keserim.
alışkanlık iste ne yaparsın.

o şarkı

2 Nisan 2013

bir defa olur o



Sonra dedi ki; 'yüzün neden yüzüme bakmaz ?'



Sevmek insanlıktanmış;
Eskiden, çok eskiden mesela bugün tartışma gücünü benden aldı ya, yazar yine şiir, olur yine şair. Yoksa ben mi olurum, ya da ölürüm. Olayım mı şiir ? Öleyim mi şair ? Yok yok, ben olayım şair. Kim bilir, belki büyüyünce bende yazarım renk renk, güzel ve özel. Tutarım elif'in ucundan ölürüm şair doğarım şiir.

Ama bugün;
katil benim - benim zanlı
benim o soysuz
o benim
şiir de benim - naaş da ben ,,

Ve pencerem de kuş sesleri;
İçimde ki şeref yoksunu özlemin önüne geçemiyorum ki, (Y)azdıracak en yosmalısından en affilisinden bir mektup.Yakdıracak ucunu yollatacak aklı karışığıma. Belki de en iyisi ne dersin ? Duyarım belki yeniden pencerem de ki kuşların sesini. Yine yeniden duyarım çiceklerin nefesini belki. Benimde aklım karışır belki ? Tuttururum belki o güzel ahenki, ve yazarım yine sözü müziği bana ait o mektubu, kim bilir. Ondan önce, hepsinden önce, en önce de hele; nasıl da özeldir ve en güzeldir o aklı karışık insanlar.

o şarkı
 
Ve güven !
o illet bir defa olur !

9 Kasım 2012

küstük mü ?

Eylül

başka bir şehirdeyim 
başka bir odada
rmızı sesler taşıyorum içimde 
taşıyor,
coşkularla dolu içim
doğru bir şişe şarapta
en doğru şarkıda
seni yazmak istiyorum
kırmızının cesaretiyle
seni ya
şamak istiyorum 
kırmızı beynime ulaşıyor
arınıyorum sanrılarımdan
gülümserken kadife dudaklar
ben yazıyorum
yaşıyorum ben
mavi şarkılardan
evet çamur 
evet balçık
sen mavi 
 
Ekim

papatya falı
İstanblue
seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor sev .. 
ve o'nun için varımı yoğumu ortaya koyuyorum ! 
anla eva' ! kendini sevmediğin bir şehri yaşamaya şartlandırmıssın ..
hadi yeniden dene, 
yine yeniden bu kez nötr düşüncelerle
seviyorum sevmiyorum seviyorum sevmiyorum sev .. de

 
Kasım

küçüktüm,
dünya/m kocamandı
beni yutar diye korkardım
büyüdüm,
dünya/m küçüldü
hala beni yutar diye korkuyorum
 
sonra .. 

hani var ya ... bazende yok işte ... 
teninde bir bebeğin kokusu
iliklerine kadar sinmiş ..
o zaman anlarsın dünya seni yut(a)maz, 
sen o'nu yutarsın ..
hani var ya .. ama yok ..
öylesinden işte 
olup olmayanından ..

Aralık

.. bu son olsun be canımın en içi .. 
yorma daha fazla, son olsun ruhumun incisi ..

1 Ağustos 2012

Anlat dedi .

başladım anlatmaya,
o'na dedim ki,
bütün sesli harfler 
boğazın dibinde öldü ..


Nisan

Pek bir huyumdur cananı can'dan öte saymak, varımı yoka katıp yoku varlaştırmak çok pis bir huydur. La tavsiye ! Sonra inanmış gibi yapmak, içinde ki o hoyrat bir fırtınayı bastırmak, ve o ! eğrinin içinde zerre doğru olmadığını bile bile gülümsemek .. derken kendini küfür ederken bulmak.


Mayıs

Ben o değilim, dinlemelerin boşa çıktı. Sen ben değilsin, beklemelerin boşa çıktı. Hani vakti zamanında 'sevmelerim boşa değil' demiştim ya, hala öyle, yine boş değil. Belkide 'boş' olan sadece benimdir, kim bilir.

Haziran

Çok bilmiş değilim, hatta hiç bir şey bildiğim yok. Bildiğim tek şey, hamurun maya tuttuğu, güneşin her gün yeniden doğduğu. Ve nerde bir duvar varsa, benim illa ona toslayacağımdır tek bildiğim.

Öperim ..

Temmuz

Tenimde kırılan aynanın parçaları kazılı, sırtımda yediğim kırbacın izi. Kolların ne durumda eva' ? Pense ile sökülen tırnakların kim bilir nerede ! -- Sevmeyeceğim, hatta sevmiyorum hiç kimseyi hiç bir nesneyi. Peki o zaman bu içimde ki serzeniş kime, neye ?

Ağustos

Şşt, içerleme, analarında ırzına geçiyorlar, babalarında, ana sütünden beslenenlerinde ırzına geçiyorlar.  Ah be Ağustos kokulu kadın, sen ne diyorsun insanlığın her gün yine yeniden itina ile ırzına geçiyorlar.

Şşt ağlama, ırzın da ırzına geçiyorlar .. ruhumun ırzına geçilmiş çok mu ?
Şimdilik beş yıldızlı şerefli sadece o fahişeler .. bu da böyle biline.


küfür ettim

o şarkı

19 Mayıs 2012

8 Mayıs 2012

"hani Istanbul'u bu evin"


Istanbul,

Nasıl bir yere düştüm, kimin koynuna peşkeş çekildim hiç bir fikrim yok. Dünyamda akrep yelkovanı geçiyor, yetimler mutlu, piçler mübah, deniz siyah, gökyüzü kızıl. Bekliyorum tüm çıplaklığımla, yitirdiğim ar damarımla, utanmadan, hatırsız ziyankar bir şekilde seni bekliyorum. Kuzuların boynuzlu, eşşeklerin kanatlı ve insanların duyarlı olduğu bir boyuttayım. Açıyorum gözlerimi, sirkeyle saçlarımı yıkıyor, tırnaklarımı kızıltaşları ile törpülüyorum. Sürüyorum kırmızı rujumu ve çarmıha gerdiğim canımı sana sunuyorum.

Ömrümün büyük ayıbı !! mahremi. Dilimin damağımın hiç tatmadığı, ruhumun, zihnimin, zerremin bilip bilmediği küfürsün. Bana bir ömürlük ziyanı bir günde yaşatan sen ! Anlamadım ki, ödülmüsün yoksa ölümüm mü ?

Evet Istanbul, sana gelen ve yine senden giden ben.
Ve her şeye rağmen, aptallığıma doy(a)mıyorum !

18 Nisan 2012

.

İçim savaş meydanı gibi
Nokta

o şarkı

16 Nisan 2012

Ne eksik ?


eğreti samimiyetler ne komik değil mi eva' !
ve sende biliyorsun ki sonrası yok bu saçmalıkların
yandın
kandın
yanıldın
o kadar !

8 Nisan 2012

.


Tanrı beni gözden çıkarmış olmalı,
Bak ! Sağ omuzumda ki melek ağlıyor ..

28 Mart 2012

Bana bir şarkı söyle ..

Sevgili 1iyokmu beni mimlemiş ve ne iyi etmiş, zira mim olmasaydı blogun yolunu unutacaktım. Mim için teşekkürler efenim. Bu arada sorular ve cevaplar pek uyuşmadı gibi, çok uzun oldu gibi (içim doluymuş meğer) ama idare edin artıkım  Üç gün içerisinde sadece altıbuçuk saat uykuya reva görüldüğüm için vallahi, yoksa nerde görülmüş benim bu kadar uzuuun yazdığım. *öhöm*

söyle bana,
anlat bana nedir kuş olmak ..
söyle bana ..
anlat bana nedir bulut olmak, 
hür olmak nedir, anlat bana ..
 ..



* Ve sorular birbirini kovalar  ....

* Hayatınızda ‘artık yok’ dediğiniz şeyler var mı ? Eskiden bu yana neler değişti sizce ? Neleri özlüyorsunuz peki, neleri yad ediyorsunuz ? Ya da aklınıza gelince ‘iyi ki de değişti’ dediğiniz şeyler oluyor mu ?

* Hayatınızda neyin değişmesini isterdiniz ? Yeni bir eşya, yeni bir hayat ya da yeni bir icat mı istediğiniz ? ‘Hayalimdir…’ dediğiniz bir şey söyler misiniz ?

Mesela zihnimde küçük bir ev var, bir oda bir salon. Koyu tahta, ince oymalı koltuklar, koltukların üstünde bordo, altın sarısı kadife minderler; öyle modern değil, bildiğiniz eski usul döşenmiş bir oda işte. Yanımda kitaplarım, kedim ve küçükken kardeşimle beş taş oynadığım misketlerim var. Yıl kaç diye sormayın sakın, hatırlamıyorum keza. Yitirdiği aklı mı zaman kavramı mı bilmez ki bu garip. Ama gece ama gündüz, hep pazar ve yıl bindokuzyüzyetmişaltı, ya da ikibinonaltı olsun. Ay haziran, gün pazarın yirmiyedisi olsun. Oldu mu ? Ahanda yazdım. Oldu.

Sadece oturuyorum perdenin ucunu kaldırıp dışarı bakıyorum. Peri geliyor inceden inceden dürtüyor bir iki yazı yazıyorum aralarda müzik dinliyorum ve öylesine, boş boş takılıyorum işte. Biliyor musunuz, ben bu yaşıma kadar hiç bir şarkının sözlerini ezberleyemedim. Ezberi zayıf bir öğretmen, komik. Traji kısmına siz karar verin. Sonra film izliyorum, ya da film beni izliyor. Neyse ne, birbirimizi dikizliyoruz işte. Yalnızım, ve bunu çok seviyorum. Artık eskisi kadar fazla da konuşmuyorum, unuttum mu ne .. Dur bir deneyeyim; ses birki ses tık tık .. Yok unutmamışım derken fark ediyorum üzerime abanan huzuru.

Sebep ?

Insan yok, riyakarlık yok, yalan yok, hile yok, pislik yok, fuhuş yok, sübyancılık yok, ırza, namusa göz koyan yok, haksızlık yok, terör yok, sınıf farkı yok, şerefsizlik yok. Kısaca hiçbir şey yok.

Sessizce, sukunet içinde oturuyorum ve yeni fark ediyorum etrafı şenlendiren baharı/n renklerini. Çekiyorum içime kokusunu, cilveleşen kuşlara bakıyorum, denize bakıyorum, balıklarla konuşuyorum. Yıllar sonra nefes aldığımı hissediyorum ... ! Ve bu şekilde sonsuza kadar devam etsin derken uyanıyorum .. Ve cici abiler ablalar bana anyayı konyayı anlatıyor, ben çocuk, uslu uslu dinlemeye devam ediyorum.


Otuzbeş yaşımda anladım herşeyin ince iplerle bağlı olduğunu. Mesela çocukken üflediğimiz o köpükler vardı ya, işte aynı o köpükler gibi, püff ve alıstığımız hayat anında değişir. O kadar çok değişti/m işte, benimle birlikte çok şey, her şey değişti. Ben ! değiştim ! Zamanla kendime, hayatıma bir yabancı gibi bakmaya başladım. Bu şekilde kayıplarıma, gitmez diye büyük konuştuğum ancak bir şekilde benden akıp gidenlere uğurlamayı öğrendim.


Büyüdüğümü anla(ma)dım ki hiç. Hoş, doğduğumuzu hangimiz bildik ki büyüdüğümüzü de anlayalım.

4 Mart 2012

naughty decadents


Bazen derin iç çekişlerim olur benim. Sonra onları an'ın içine hapseder değerini asgariye indirir, hak etmedikleri diblere prangalarım. Oysa içimdeki çocuk ne papatya bahçeleri vaad etti, ne de pembe panjurlu ev. O sadece sevinç, şükür biraz da hınzırlık vaad etti. Eh cicim, o zaman senin derdin ne diye iç çekişleri duyar gibiyim .. şşşt, bugün bunları duymazdan geliyorum zira keyifler dorukta .. çocuk firarda .. Zabt edemiyorum vallahi, prangaları kopardı arkasını umursamadan feci kudurdu. Hadi hayırlısı bugün de böyle olsun !

Bugün her şey güzel olsun ..
Bugün içim bayram yeri olsun..
Bugün içimde ki çocuk özgür olsun ..
Bugün her şey mubah olsun ..

So, can I get an amen to that ... ! .. Well, can I !! Can't hear y'all ..

12 Ocak 2012

sizin hiç içinizde bir yerin acıdığı oldu mu ?

 

Yazar bir yerde şöyle diyor, 'kadının hayal kırıklığı milyonlarca cam parçasından daha keskindir'. Bende diyorum ki, beklentilerini askariye indir. Zira, o zaman hayal kırıklığını minimalize etmiş olur, sendelendikten sonra hayata sil baştan başlaman kolay olur. ... Yalnızlığını kabullen ve küllerinden yeniden doğ.

ب


Argo düşünme Eva'. Kenti de terk etme ..
Elma yiyelim mi ?

ت

El eğlenirken huzur bahçelerinde, ben vakt-i kahır gecelerine sözyaşı ekiyorum. Belkide geceyi sadece büyütüyorum gözümde. Belkide bol rakkaslı şarkılar yerine, sadece hüzün fasılları mırıldanmak için basit bir bahane uyduruyorum kendime. Yoksa şarkılarla bir çığlığa mı sığınıyorum acaba ? Belkide sadece anlaşılmak istiyorum. Ya da kendimi anlamak istiyorum.

Sonra geceye uyanıyorum, ve boşlukta çınlayan feryatlarımı duyuyorum.
Uyanıyorum .. aslında sadece gözkapaklarımı açmakla yetiniyorum ve kendimi dinliyorum. Değiyor nefesim sabahın ayazına. Ayaz, hırçın bir fiske ile günaydın diyor insan-i sıfatıma ..

ث

Anlaşılmak ..

Kim kimi gerektiği gibi anlamış ki sende alayasın .. Kim kimin içinde ki fırtınaları bilmiş ki sende bilesin..  Herkes sana nasıl bir yüz ise, sende herkes için bir yüz olacaksın. Cicili bicili tebessümler, amber kokulu gülümsemelerin sayısı bir eli geçmeyecek. Anne/Baba olacaksın, eş olacaksın, hamal olacaksın, sürekli bir şeyler olacaksın .. hepsi bu ! 

Ve, dost ! Herkese ve her şeye  rağmen bu kadar çok şey söyleyip de bu kadar az anlaşılabilen sen ! .. Sana ! dair senle ilgili söyleyecek ne çok şeyim var benim  ..


Anla(t)mak ..
Bir günlüğüne olsa bile içimde ki illeti adam akıllı anlatabilmek istiyorum. Hani öyle özlü sözler senfonisi eşliğinde değil. Istediğim, üç beş kişiye anlatmak da değil. Çabam, kendimi, içimi, ücralarıma çeyiz niyetine bastırdığım onca bohçaları açıp, derimden dokuduğum, kanımla işlediğim, gözyaşlarım ile oyaladığım eserleri birer birer gözden geçirip hangi mantık ile oraya sakladığımı anlamak.  

Ve algılarım sıfırlanmış durumda, silkelenmek tekrar toparlanmak gerek.

Diyorlar ki, zaman her şeyin ilacı diye .. Değil midir o melhem bildiğimiz diva uzadıkça kişinin zihnine, ruhuna tecavüz eden ? Ne illetliksin sen be, ne gerektiği gibi akarsın, ne de bir nefeslik için durursun. Dost musun düşman mısın anlamadım gitti ...


Dinle(n)mek için sus(a)mak mi gerek ?
Sus(a)smak,
Zor bir zanaat
Dinle(n)mek,
Çok zor bir zanaat.

4 Aralık 2011

sayha


kendime not

bir.
Kendimi sisyphe gibi hissediyorum. Her şey yarım, hep yarım. Yoruldum tepenin üstüne bin bir zorluklarla o taşı taşımaya, nihayetinde yeni bir hüsranla karşılaşmaya yoruldum. Her zaman taa baştan başlamaya, sonuçsuz bir tekrara mahkum olmaktan yoruldum.

iki.
Aslında konuşmayı pek sevmem, daha çok kitap okumayı severim. Ve bilin bakalım şu aralar en çok ne yapıyorum, çok konuşuyor az okuyorum.

üç.
Uyundırmayın beni, bırakan uyuyayım, hep uyuyayım. Uyanmadan uyumak ve tekrar uyumak hep uyumak ! Tek istediğim bu, ancak yinede sonunda uyanmak var. Kabuslara, acı gerçeklere, sana - bana - şuna - buna - o'na, sonunda ısrarla u y a n m a k var, anlamak var, yüzleşmek var ! Küçük beyinlerin kendi anladıkları yorumların doğruluğunu savunurken kelime tecavüzüne maruz kalmak var. Yeniden uyanmak var ! Kendini istediğin şekilde ifade edememediğini kabullenmek var. Sonra kabullendiklerinle barışık yaşamak var ! Işte o'nu kabullenmek var ..
ha birde i n s a n l a r var!

dört.
Yarın aşure !
'Sıradan bir gün değil. -Sadece- kutlama değil; Aşure, bize zulümleri hatırlatan bir gün. Aşure zulümlerle mucadele uğrunda kahramanca savaşan ve şehadet şerbetini içen şehidler sultanı, cennet gençlerinin efendisi, iki cihan serverinin canından çok sevdiği torunu Imam Hüseynin kıyam günüdür ! Zulümleri lanetleme günüdür. Aşure, adalet, özgürlük için can verme günüdür !'
Yarın aşure !

30 Ekim 2011

Kim bilebilir uyurken kiminle seviştiğimi ?

dedi ki, bu gecede konuşacak kimse yok.
Rabbim,

derler ki 'o sana şah damarından bile daha yakın' .. 
hani öyledir hiç şüphesiz. 
peki o halde ben anlatsam, Sen dinlersin değil mi ?



kendime not

1.
otuz beş yıldır dünya üzerinde olmama rağmen, ve bir çok insan modeli ile muhattap olmama rağmen, kişilerin söyledikleri ve davranışlarında ki tutarsızlıklara karşı hala şaşkınlığımı saklayamıyorum. anladım ki, hayata ve insanlara karşı olan acemiliğim, hatta daha da ileri giderek, yabaniliğim geçmemiş.

2.
zaman zaman düşünüyorum ve birini sevdiğim zaman, o bunu bilsin isterim. çok salakca bir şey belki bu, zira o saatten sonra (eminler ya artık) diili geçmiş insan modeli haline dönüşmenize ramak
kalır nedense. oysa ödünç kelimelerle can/ım demedim ben kimseye .. içi hep dolu olmuştur kelimelerimin ve cümlelerimin .. boş teneke olmak sanki daha bir makbul bu günlerde.

3.
peki ben ne kadar faydalıyım mesela ? hani elimden kalem tutmaktan başka bir iş gelmiyor; hoş onuda pek beceremiyorum ya neyse .. ancak bildiğim ve emin olduğum tek şey, sadece sevdiğim mesleği icra ederken, sınıf önune geçip, öğrencilerle iletişim kurunca kendimi mutlu ve güvende hissettiğim. fayda bunun neresinde ?

4.
hüzün prensesi demış bazi bloggerlar bendenize; doğrudur !
belkide hüznü içimde, kendi dünyamda yaşayarak dış dünyaya iyice yabancılaştım ve kendi çapımda 'şiirler' yazarak ücramda ki yalnızlığı yaşamak istedim.  bilinç altına yerleşmiş ve belkide bir şekilde yabancılaştığım bu dünyada tutunabilmek, nefes alabilmek için kendi dünyamdan küçük bir pencere açmak istemiş olabilir ruhum.  .... kim bilir ..

5.
bazı muhteremler insanlığın can çekiştiği bu günlerde bendenizin insanlığından da şüphe ederlermiş, no problemo .. zira bendenizde aynı şüpheler içersindeyim !

6.
o, iyi olacak. benimle ya da bensiz, o çok iyi olacak !

kendime not'a dipnot - bugün cumartesi 30 ekimmiş .. saatler 1 saat geriye alınıyormuş. ben cidden zaman kavramını yitirdim, hala başka boyutlarda geziniyorum iyi mi ..

18 Ağustos 2011

not açılımı


1. bizim tontiş komşu bugün merdivenlerden bir dirhem canlık kocasının üstüne düşmüş. tontiş komuşuya birşey olmamış, ama bir dirhem canı olan kocası bir kaç gün hastahaneden eve gelemez gibi gözüküyor. üstelik tontiş komşu bir dirhem canından olmak üzre olan kocayı fırcalamış,'bu mubarek günde başıma iş atçın' demiş. haydaaa ..

2. tam otuz dokuz saat, dile kolay otuz dokuz saattir ayaktayım. yorgun ve halsiz olmam gerekirken, aksine çok enerjik ve verimliyim. bu gidişle o yapmam gereken ders proğramını kısa sürede bitiririm inşallah - dua - amin yes please aminn ..

3. üzgünüm hemde çok zira iki gündür yapılan o saçma sapan ve satılık açıklamaları hazm edemiyorum. gerginim !

4. açım, gerçi ben hep açım da, cidden dikkat etmek lazım. bu aralar miğdeye yapılan servis sınır tanımıyor keza.

5. zihnime haylaz bir alınganlık hakim. hoş bu hep var zaten, saolsun istenmeyen misafir mubarek, geldi mi bir türlü gitmek bilmiyor.

6. kendimi inanılmaz enerjik hissediyorum, bir an manic oluyorum, sonra birden depri.  uykusuzluktan mi acep ?

iyice dengesizleştin lô-lô-lâ-lô-lâ

5 Nisan 2011

kendime not

1. yorgun ve halsizim
2. uykusuzum
3. üzgünüm
4. açım
5. zihnime haylaz bir alınganlık hakim
6. kendimi berbat hissediyorum
7. finaller yedi bitirdi beni; öğrenciler beni şekilden şekile sokuyor
8. bildiğim dillerin hiç biri şuan ki duygularıma tercüman olamıyor

- Hiç bir şeye anlam verememekle birlikte, şaşkın şaşkın olan biteni izliyor, ısrarla anlam vermeye çalışorum. Düşünmek istemiyorum, ancak yinede kafamı toparlayamıyorum. ...

18 Mart 2011

Kendime Not

Söyle çocuk,
Şu an nerede olmak isterdin ?

***
Alışamadı göçebe ruh'um gri kentin üzerine kurduğu baskıya.
Şiddetle kanatlarını rüzgara doğru açıp, yaprak gibi savrulmak,
Yok olmak istedi.
Arınmak istedi,
Meleklerin döktüğü timsah damlalarla.

Ne yaptın sen çocuk !

Sancılı ölümleri katmak istedi içinine.
Üryan ruh'um O'nun kanına karışmak,
Her dokunuşunda ölmek,
Her bakışında dirilmek istedi.
Aynı acıya prangalanmak,
Aynı doruklarda hürleşmek,
Dokunmak,
Tatmak,
Bilerek,
Rus ruletine oynamak istedi !

Bilmiyor,
Bunların ne O'nu, ne de beni öldürmeyeceğini !
Bilmiyor,
O'nu şiddetli ölümlerin,
Ben'im beklediğimi !