söyle bana,
anlat bana nedir kuş olmak ..
söyle bana ..
anlat bana nedir bulut olmak,
hür olmak nedir, anlat bana ..
..
* Ve sorular birbirini kovalar ....
* Hayatınızda ‘artık yok’ dediğiniz şeyler var mı ? Eskiden bu yana neler değişti sizce ? Neleri özlüyorsunuz peki, neleri yad ediyorsunuz ? Ya da aklınıza gelince ‘iyi ki de değişti’ dediğiniz şeyler oluyor mu ?
* Hayatınızda ‘artık yok’ dediğiniz şeyler var mı ? Eskiden bu yana neler değişti sizce ? Neleri özlüyorsunuz peki, neleri yad ediyorsunuz ? Ya da aklınıza gelince ‘iyi ki de değişti’ dediğiniz şeyler oluyor mu ?
* Hayatınızda neyin değişmesini isterdiniz ? Yeni bir eşya, yeni bir hayat ya da yeni bir icat mı istediğiniz ? ‘Hayalimdir…’ dediğiniz bir şey söyler misiniz ?
Mesela zihnimde küçük bir ev var, bir oda bir salon. Koyu tahta, ince oymalı koltuklar, koltukların üstünde bordo, altın sarısı kadife minderler; öyle modern değil, bildiğiniz eski usul döşenmiş bir oda işte. Yanımda kitaplarım, kedim ve küçükken kardeşimle beş taş oynadığım misketlerim var. Yıl kaç diye sormayın sakın, hatırlamıyorum keza. Yitirdiği aklı mı zaman kavramı mı bilmez ki bu garip. Ama gece ama gündüz, hep pazar ve yıl bindokuzyüzyetmişaltı, ya da ikibinonaltı olsun. Ay haziran, gün pazarın yirmiyedisi olsun. Oldu mu ? Ahanda yazdım. Oldu.
Sadece oturuyorum perdenin ucunu kaldırıp dışarı bakıyorum. Peri geliyor inceden inceden dürtüyor bir iki yazı yazıyorum aralarda müzik dinliyorum ve öylesine, boş boş takılıyorum işte. Biliyor musunuz, ben bu yaşıma kadar hiç bir şarkının sözlerini ezberleyemedim. Ezberi zayıf bir öğretmen, komik. Traji kısmına siz karar verin. Sonra film izliyorum, ya da film beni izliyor. Neyse ne, birbirimizi dikizliyoruz işte. Yalnızım, ve bunu çok seviyorum. Artık eskisi kadar fazla da konuşmuyorum, unuttum mu ne .. Dur bir deneyeyim; ses birki ses tık tık .. Yok unutmamışım derken fark ediyorum üzerime abanan huzuru.
Sebep ?
Insan yok, riyakarlık yok, yalan yok, hile yok, pislik yok, fuhuş yok, sübyancılık yok, ırza, namusa göz koyan yok, haksızlık yok, terör yok, sınıf farkı yok, şerefsizlik yok. Kısaca hiçbir şey yok.
Sessizce, sukunet içinde oturuyorum ve yeni fark ediyorum etrafı şenlendiren baharı/n renklerini. Çekiyorum içime kokusunu, cilveleşen kuşlara bakıyorum, denize bakıyorum, balıklarla konuşuyorum. Yıllar sonra nefes aldığımı hissediyorum ... ! Ve bu şekilde sonsuza kadar devam etsin derken uyanıyorum .. Ve cici abiler ablalar bana anyayı konyayı anlatıyor, ben çocuk, uslu uslu dinlemeye devam ediyorum.
Otuzbeş yaşımda anladım herşeyin ince iplerle bağlı olduğunu. Mesela çocukken üflediğimiz o köpükler vardı ya, işte aynı o köpükler gibi, püff ve alıstığımız hayat anında değişir. O kadar çok değişti/m işte, benimle birlikte çok şey, her şey değişti. Ben ! değiştim ! Zamanla kendime, hayatıma bir yabancı gibi bakmaya başladım. Bu şekilde kayıplarıma, gitmez diye büyük konuştuğum ancak bir şekilde benden akıp gidenlere uğurlamayı öğrendim.
Büyüdüğümü anla(ma)dım ki hiç. Hoş, doğduğumuzu hangimiz bildik ki büyüdüğümüzü de anlayalım.




