14 Haziran 2017

Bu nasıl bir yansımadır





Image result for artistic women back




Bu aralar puslu havaları seviyorsun.
Söyle, camın arkasından gördüğüm gibi misin?
Sessiz,
Sakin,
Suskun ....

Tüm yaşanmışlıklara yüz çeviren kadın,
Bir çocuk kadar masum musun?

Kadın,  
S u s a r,
Sorar,
Sorgulatır..
Biliyorum, delicedir kadın susuşları,



Sen susma!
Dellenme sen.

. .. Gerçi ne fark eder ki susuşun, insanın hayatı soruyla başlar soruyla biter!

























2 yorum:

  1. (şehirleri yıkılan işgâl çocuklarının ellerindeki ekmek gibi yetim ve gözyaşlarındaki tuz kadar yakıcıydı aşk..
    şimdi, bir üşümüş şiir kondurup suskun çehrene
    ve sonbahar kadar şâirâne bir bedel biçmeliyim gurbetine)
    ..

    sen, pencereleri geçmişe bakan eski bir şehrin ahşap bir evinin avlusunda
    saçında lastik toka, elinde bez bebek; esvaplar eskiten
    büyüyüp sonra, genç kız odasının puslu aynasında
    nemli gözlerine zoraki neşeden sürmeler çekip
    ölgün sûretine uzak hayaller çizen, el gelini bir esir
    sen, sana gönül düşürmüş bir bîbaht ozanın sazında hüzzam sızlayan tel
    akşam güneşinin yüzüne vuran son ışıklarını tuvaline düşürürken ölen
    hüznün ressamının sehpasında kalan son resmiymişsin..

    sen, yıllar önce kaleme çekilip
    tavan aralarında, kırık çekmecelerde unutulmuş
    'bir zamanlar' diye başlayıp hikâye edilen
    kız adlarının hep ‘Eylül’ olduğu kederli romanlarda
    ergen yaşlarda kendi içine ölen yalnız bir kader
    tarih düşülmemiş, bilinmeyen bir vakitmişsin..

    sen, ceketinin yakasından gayrı sığınacak bir saçak altı olmayan
    ıslak, yorgun ve uykusuz firarilerin
    bir ucu yanık solgun bir hâtıradan kesip
    mendil ceplerinde, yüreklerinin tam üzerinde sakladıkları
    bir sokak lambasının altında kaçak bakılan
    siyah-beyaz bir eski zaman fotoğrafı
    terkedilmiş posta kutularına bırakılan adressiz mektup
    mazrufunda, gizli gizli açılıp koklanmayı bekleyen
    kanatmasız bir mâsum bûseymişsin..

    (erimeyecekti elbet, bir kez öpüldüğünde
    ıssızlıktan morarmış dudakların
    dağılmayacaktı, koklandığında saçlarındaki o iğde kokusu
    batmayacaktı tel tel sevgilinin kalbine
    gölge düşmeyecekti kınasına ellerinin
    sendin ya ihânetlerde hiç konaklamayan)

    sen alnında bir alaz yazgı ve yazgısı hep ayrılık
    bir göğsün sıcağında kavrulmamış bir buğday tanesi
    göçe hazırlanan dönüşsüz kafilelerin dengine gizlenmiş
    serçelerin güz şarkılarıyla kışa uğurladığı kimsesiz bir üveyik
    sen;
    ermeden daha aşka, düşüp nârına
    filizkıran fırtınalarında savrulmuş kül
    sen, çiçekleri dalında goncayken kurutulmuş
    baharlarda unutulmuş gül mevsimiymişsin..

    YanıtlaSil
  2. 'Virane olan şehir mi? Şehrin sokaklarında tek başına dolaşan 'ben' mi? 'Kalabalık' içinde görünmez bir 'ben' dolaşıyor...
    Her adımında hikayeler okunan dar sokaklarda... Bir adım bir adım daha... Hayaller, sanrılar, heyecanlar ve de gözyaşları, birbirine karışıyor . Taş duvarlar alsa 'ben'i içine , gitmek degilde şehirden, kalabalığın ritmi değişmeyecek, biliyorum... Görünmezliğinde kaderi bu olsa gerek , ritmi bozacak kudretinin olmaması....' Yine neyse...


    YanıtlaSil