Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2011

Roy Lichtenstein - Source of inspiration

Kiss V

 

Bu biografiyi ekleme sebebim, son günlerde blog aleminde sıkca karşıma pop art'tan ilham alınarak tasarlanan ve trendy bir görünüm yakalamak için oluşan kiyafet, takılar vesaire çıkıyordu. Bu stilin yaygın olması çok hoş, ancak pop art'ın duayeni olarak bilinen ve yukarda ki popüler örnekleri bizlere geride bırakan Lichtenstein'i az kişi biliyor gibi geldi. Sanki, öylesine yani rastgele 'aa ne güzelmiş bundan da cincik boncuk yapayım' edası beni biraz rahatsız etti. Dolayısıyla, Lichtenstein'i yeniden gündeme taşımak yeridir diye düşündüm.

Drowning Girl


Pek sevdiğim ve en azından ne ile ugraştığını bilen, genel kültürüne güvendiğim genç tasarımcı inanirsakolurbence, bizelere bu tasarımlardan güzel örnekler sunuyor, ve bir nevi sanat dünyasına da tanıtım babında katkıda bulunduğunu düşünerek sizlere blog linkini veriyor tasarımları ile baş başa bırakıyorum. Iyi gezmeler ..

Ohh Alright


Roy Lichtenstein, 27 ekim 1923 Manhattan da doğdu, 29 eylül 1997 de Manhattan'de öldü; Amerikalı Pop-art sanatcısı.

Eserlerinde popüler reklam ve çizgi roman öğeleri kullanmasıyla ünlüdür. Kendisini ve yapıtlarını "mümkün olabildiğince yapay" olarak tanımlamıştır. Bir çok tablosunda kadın figürleri ön plana çıkar.

Orta okul yıllarında hobi olarak başladığı çizimlerinin o dönemde temel konuları caz müzisyenleriydi; Picasso'nun mavi ve pembe dönemlerinden de oldukça etkilenmişti. Liseden sonra New York'tan ayrılıp Ohio Güzel Sanatlar Akademisine yazılan Lichtenstein'ın eğitimi savaş nedeniyle yarım kaldı. Ancak savaş bittikten sonra bunu tamamlama ve hatta master yapma fırsatını buldu. 1950'lerin başında artık New York'ta işlerini sergileyebiliyordu.

Bütün bunlar onun hayal gücünü destekliyordu; ama asıl vurucu nokta oğullarından birinin bir gün elindeki Mickey Mouse kitabını gösterip "eminim sen bu kadar iyisini çizemezsin" demesiydi. Roy Lichtenstein 1961'de cizgi romankarelerinden tipleri gösteren altı tane resim yaptı; bunların sadece renklerini ve orijinal kaynaktaki formlarını değiştiriyordu. İşte zamanla onun resminde imzası haline gelecek Benday noktacıklarını, kalligrafi ve Konuşma balonları bu dönemde kullanmaya başlamıştı.

Bir sonraki yıl galeri'deki solo sergisi onun kariyerinde bir fırlama noktası oldu. Bundan sonra Amerika turu gibi büyük işler yapabilme olanağına sahip oldu.

Yaşadığı dönemde pek çok tartışmanın odağında olmasına rağmen ölümünden beş yıl sonra bugün sanat tarihindeki mihenk taşlarından biri olarak kabul edildiği bir gerçek. Bu sanatçının canlı ve basit pop sanatı, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra soyut ekspresyonizm'in hakim olduğu sanat dünyasında radikal bir değişimi işaret etmiştir.
Lichtenstein, her zaman çocuksu bir ruha sahip olmuş, ama bu çocuksuluğunu akıllıca kullanarak sanat ortamına çok dikkat çekici, etkili eserler bırakmıştır. Çizgi romanlardan seçtiği bir kesiti alarak büyüten sanatçı, güncel ve popüler konu, olay ve kahramanları büyük bir yalınlık içinde sunmuştur. 1962den sonra Mondriaan, Monet ve Picasso'nun resimlerini kendine özgü tekniği kullanarak çizgi roman dili içinde yeniden oluşturur, yani popülarize eder. Lichtenstein, coşkulu bir dille, çizgi roman görüntülerini büyütürken bu çizgilerdeki belirgin ve sert grafiksel özellikleri, daha abartılı bir biçimde vurgulanmıştır.

blackpearlscurse'den alıntı

18 Mart 2011

dinle, sana su/suyorum

'Nasılsın diye' sordu.
'Bilmiyorum' dedim.

***

Nerden bile bilirdi ki,
Içimdeki kalabalık yanlızlığın bütün mevsimlere küstüğünü.

Nerden bilecekti,
Ücra köşeye sürgün elemin kalbime kurşun gibi saplandığını,
Isyanlarımın ortasında kayıp olduğumu.

Sus !
Konuşma !
Af yok !

Içimdeki devrim sürgün.
Içindeki devrim sürgün.

***

Nerden bile bilirdi ki,
Hep benimle beraber seyahat ettiğini,
Yük olmadığını,
Kendini benimle her yere taşıdığını.
Nerden bile bilirdi ki,
gittiğimiz her yerde
Benim O'na daha fazla susadığımı.


Söyle çocuk,
Bildin mi ?!

15 Mart 2011

148


kalbim yok benim
yok, benim kalbim

***
işte artık b/öyle olmak istemiyorum


nergislerim solmuş ..

14 Mart 2011

Tanıdın Mı Beni ?

02 : 45 Sigarası bitince gitti
dumanına sarmadan
02 : 54 Yazmaya devam edebilirim
ettim
bitti/m
03 : 01 Bu yazdıklarımı daha yazmadan silmek isterim
sil/e/medim
03 : 10 Yine günleri, saatleri karıştırmaya başladım
bunuyorum galiba
04 : 21 Dengesizliğimin çingene davranışı beni irite ediyor
her yer karnaval
04 : 48 Yapılmayı bekleyen işler
hiç bitmeyen işler
05 : 00 Arası iyice ruhsuzlaştım
Uyumuş olmalıyım
Hatırlamıyorum, hiç bir şey/i

Arada heyecan artıyor, içgüdüm yaşamımı kontrolü altına aldı
joyride yapıyor

06 : 47 Yazıyorum !
Neden mi yazıyorum ?
Bilmiyorum
Belkide bu kadar basit yazmamak lazım
Ya da hiç yazmamak lazım
O da bir olanak

07 : 32 Trene binerken yanımda aldığım kahve soğuk, içim gibi ..
Içtim
Döktüm
Içimi döktüm

08 : 10 Wilde eşlik etti
tebessüm

09 : 20 Ilk ders;
Hiç bir öğrencime bu kadar empati duymadım
Hiç bir öğrencime bu kadar antipati duymadım

***
Gözlerini yum da bana bak
Iyice bak
Ne görüyorsun ?

Kalbimin yerinden fırlayası var ..
Sebepsiz ..

fonda yine o şarkı

Gövde Gösterisi

Düşüncelerimin üzerini örten giz perdesi ne zaman ortadan kalkacak ?
Bulanık sesler ne zaman netleşecek ?

Üzerimde afilli kırgınlık var !

13 Mart 2011

Yanlızlık Tercih Işi/mi ?!

Dogma ..

***

Eva', Baäl'ın alkışları eşliğinde,
Yasak ağacın altında umarsızca raks eder,
Dudaklarında süzülen ruhsuz bir tebessümle,
O'na heyecanla bakan Adam'ı arafına doğru uğurlar.
Böylelikle insanlığın bittiği gün, başladığı gün oldu !

Sezen Aksu - Adem Olan Anlar

Tanrı vs Tanrıcıklar

“Tanrı öldü ve insan özgür” demiş Nietzsche.
Bu kahince vs vasat düşünce çeşitli platformlarda hala tartışma sözkonusu ...

Yani .. ?
Yani .. !

İçimden Gelmiyor ..

- Ne ?
Amin demek !
- Neye ?
Geç gelen duâ'ya
...

Anlayış/lı

Bu gece düşlerimin dışında kaldım.
Öylesine,
Açıklaması yok.
Buna zaten gerek de yok,
Çünkü anlamı yok.
Prenses değilim döşeğimin altında saklı bezelye tanesi hissedeyim;
Anlayışlı hiç değilim,
Onu oraya saklayanı görmezlikten geleyim.

....

Benden ancak cüzzamlı ellerle zehirli elma uzatan,
Küflenmiş kötü ruhlu, empati yoksunu bir cadı olur !

9 Mart 2011

Yanlış Anlama

Bugün istemeden Azrail'in kokusunu süründüm.
Gelen taziyelerden ürperdim,
Üşüdüm ..
Ne olduğunu anlayamadım, ancak panik içerisinde sevgililerimi aradım ..
Büyük panik,
Kalp sıkışması,
Buz kesilen beden.
Ölüp dirilen ben !
Yine taziye !!!
Dayanamadım sordum; 'kim vefat etti' diye.
'baban' ??
Sendelendim,
Tutunacak bir yer bulamadım.
Boşluğun içinde bir uğultu ..
...
'hayır, yanılıyorsun' dedim.
Küçük bir araştırmadan sonra, olayın bir isim benzerliğinden ibaret olduğu,
Dolayısıyla, yanlış kişiye, yani bana yönlendirilen bir sürü !

***

Yazamıyorum,
Kelimeleri bir araya toparlayamıyorum;
Hala etkisi altındayım keza.
Çok şükür öyle bir şey yok
(Allah gecinden versin; her ikisinede sağlıklı, sihhatlı, huzurlu ömürler nasib eylesin; bizlerin başından eksik eylemesin!!
Amin Amin !!)

Ancak insan yinede düşünmeden edemiyor ..
Affalladım,
İçim daralıyor ..
Ruhum sıkılıyor,
Artı, kendimi hiç sağlıklı hissetmiyorum.

Arınamıyorum, üzerime sinen kokudan.

Bugün içimde ki masumiyet öldü !

Yıldızname

Kadın,
Belinden aşağı süzülen saçlarını,
Gece avında tuttuğu yıldızlarla süsledi.
Etrafında ışıldayan yıldız/lar,
Falına bakamadan,
Gün içinde birer birer can verdi.

8 Mart 2011

Bir Yerden Başlamak Lazım

Kişi ne kadar aydınlık içerisinde olursa olsun, kendini ister istemez bir karanlığın içinde buluyor. Bunu bir eksiklik olarak mı algılamalı, yoksa zenginlik olarak mı, henüz kavrayamadım. Belkide kişi ne ile karşılaşacağını bilemediği için, kendini kolaylıkla abislerin derinliğine bırakıyor;
Belkide korkakça ve basıt bir kaçış yolu olarak görüyor .. kim bilir.

Bildiğim tek şey, bu vasat kaçışların, küçük olsa bile, bir bedelinin olduğu gerçeği.

***
Gecemi, ay'ın etrafında raks eden yıldızlar süslüyor, bir nevi karanlığımı aydınlığa kavuşturuyor.
Gündüzüm ... âh, o umut ve hayalleri ile çok başka alemlerde.
Çok uzaklarda ..
Içini bana dök/e/mez, zira arkadaşlık mertebesine henüz ulaşamadık kendileri ile ..

Belki bir gündüz vakti o da olur ..
.. kim bilir ..

7 Mart 2011

Sağ Mı Sol Mu ?

Gözlerimi geceye yumduğumda, kabus görüyorum.
Gözlerimi geceye yummadığımda, kabus'u yaşıyorum.

Ortasını tutturmak için illa biri açık biri kapalı mı olmalı ?
ee bu kez de şaşı bakıyorum.

Yok,
Bu geceden de hayr yok ..

6 Mart 2011

Bir Tatlı Tebessüm vol. IIII

Bugün gri kentte baharımsı bir hava var.
Öyle ki güneşin sıcaklığı tenimi okşuyor,
Rüzgar adeta saçlarımın arasında raks ediyor.
Affalladım,
Biraz da heyecan yaptım ..
Zira, çok uzun zamandır bizleri öksüz bırakan güneşi,
Nasıl selamlayacağımı bilemedim ..

Edgar bugün bana eşlik edecekmiş,
Öyle dedi kendileri !

28 Şubat 2011

Fasl-ı Şita

Yine donmaya ramak kaldı, hissediyorum.
Üşüyorum,
Donan parmak uçlarımı nefesimle ısıtmaya çalışıyorum.

Dalmışım;
Seyrediyorum,
Düşünüyorum ...

Çatlamaya nahr olmuş dudaklarımı ..
Kırılganlığı/n/m/ı,
Hissediyorum, ama nafile geçemiyorum önüne.

***
Afakanlar eğlenircesine üzerime baskı kuruyor,
Kaçıyorum hesaplaşmaktan.
Geceye yumuyorum gözlerimi,
Bir kurtuluş ümidiyle.

Yetiniyorum,
Göz kapaklarımı izlemekle ..

25 Şubat 2011

error

dün
bitti
gün
başladı
yarın
beklemede ..

kıpırtısızım

***

iyi geceler,
ya da günaydın,
her ne haltsa artık, ha işte ondan ..
.
bu gece despotluğum hat safada ..
 hadi neyse bağışlıyorum .. 

24 Şubat 2011

uykusuzluktan şarhosum


Anlamıyorum nasıl beceriyorlar, uykularıyla nasıl o kadar barışık ola biliyorlar. Öyle ki, bulundukları ortamın uykuya son derece elverişsiz olduğu tezini çürütürcesine ana rahmindeymiş gibi mışıl mışıl uyuya biliyorlar. Nasıl ya .. yeminle anlamış değilim. Bende -abartısız- uykukolik olmak istiyorum, pamuk prenses gibi hülyalara dalmak istiyorum.

resimdekindenistiyorumamapehhnerdeee ..

23 Şubat 2011

oldu canım, alnından öptüm

şemsiyem kar ile kaplandı ..


 
Olur dedim, olmadı.
Olmaz dedim, yine olmadı.
Hayırlısı dedim, o hiç olmadı.
Artık hiç birsey demiyorum zaten olmayacak.

***
Hep derim bahtıhıyarım diye,
Ama nedense bana kimse inanmıyor;
Cidden bahtıhıyarım ben ...

vallahi bak !

***
Bu arada Hollandalıların özgürlük ve medeniyet anlayışı beni hasta ediyor ..
Anladık freestyle takılıyorsun, ancak bir zahmet geyirdiğinde yüzünü diğer tarafa çevir de iğrenç kokun beni taciz etmesin !

igrenç ötesi !

Rotterdam'a kar yağıyor

20 Şubat 2011

superwoman LL

O yeah baby, me süpppaah süpppah superwoman ..
Wishful thinking though, but will do ..


Evet efendim bu akşamlık kendimden ne kadar gurur duysam azdır, zira yaklaşık 200 tezin belini kırmış, felaket öforik bir durumda sınav notlarını da fakültenin sitesine yüklemiş bulunuyorum. Inanılmaz bir adrenalin yumağı zihnimin hala okşuyor ve doruk noktalarda cirit attırıyor, bir uçdan diger uça sürüklüyor. Hızımı alamamış biri olarak, iki haftalık ders proğramını da fakültenin sayfasına eklemis bulundum iyi mi.

Hani zaman zaman uyku sorunuma çok kızıp kendilerini isyanımın baş tacı etmişimdir. Ama gel gör ki, kişi iki gece uykusuz kalınca bir hayli iş yapabiliyor/muş; demek ki insomnia da bazen bir işe yarıyor/muş !

Aslına bakarsan bendeniz biraz çakma superwoman'um, zira çocukların (ki kazık kadarlar aslında) sınav notlarını üç hatfa gecikmeli verdim, ancak onu çaktırmıyoruz değil mi ! Still, I feel liberated, no' !

Bu arada geri sayım başladı, kaldı dört gün ve nihayetinde ara tatil. Belki bir yerlere giderim, ancak şimdilik yatağımın dışında pek bir şey düşünemiyorum. Ne yalan söyleyeyim, on gün yataktan çikmamak pek bir cazip geliyor.. Ah birde üşümeden mışıl mışıl uyuya bilsem !! Ama nerdee !

Cidden buna çok ihtiyacım var, çünkü  farkına varmadan ne çok yorulmuşum. Haricinde yorgun ve bulanık zihnimide toparlamam lazım.. ama huzurluyum, yüzümde buruk da olsa yinede bir tebessüm var.

Yarınlardan umutluyum ben, bu da yeter aslında !

Üzerime şimdiden bir pazartesi sendromu çöktü iyi mi ..

19 Şubat 2011

az kaldı - countdown










Resimleri arşivlerken ülkemi, İstanbulu, yazı, güneşi yaz yağmurunu vs özlediğimi fark ettim; trafiğini bile özledim ki .. İçimden, "keşke zaman çabuk geçsede İstanbul'da ki hiç içmememe rağmen, çay içsem" diye geçirdim .. özlem çok büyük.. o kadar yani !